Alacaklı ile borçlu dışındaki üçüncü bir kişi, alacaklıya karşı borçlunun borcunu ödememesi riskini üstelenerek alacaklıya karşı teminat vermektedir. Kefalet sözleşmeleri bu nedenle kişisel bir teminattır.
TBK 583: “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz."
TTK 7/1: "İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar."
6502 sayılı TKHK 4/6; "Tüketici işlemlerinde, tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar, her ne isim altında olursa olsun adi kefalet sayılır. Tüketicinin alacaklarına ilişkin karşı tarafça verilen şahsi teminatlar diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça müteselsil kefalet sayılır."
6502 sayılı TKHK 4/6'ya göre şahsi teminatların adi kefalet sayılacağı düzenlenmiştir. 28/05/2014 tarihinden itibaren bireysel krediler için geçerli olmak üzere, kredili borçlu ile birlikte aynı takipte kefiller hakkında takip başlatılmayacaktır. Aksi, 6502 sayılı Kanunun 77. maddesinde idari para cezasını gerektirir. Tüketici Kredisi Sözleşmesinde kefil varsa İİK 105 ve 143. maddelerine göre alınan aciz vesikalarının, TBK'nun madde 585/1'e göre kesin aciz belgesi niteliğinde olduğu ve bu belgelerle kefil hakkında takip işlemlerine başlanabilir.
Eşin rızası bulunmaksızın yapılan kefalet sözleşmesi geçersizdir. Diğer eşin sonradan onay vermesi geçersizliği ortadan kaldırmaz. Eşin rızasına ilişkin düzenleme emredici niteliktedir. Eşin rızası somut ve belirli bir kefalet sözleşmesi için verilmelidir. Gelecekte yapılacak tüm kefalet sözleşmelerine baştan izin verilmesi mümkün değildir.
Eş Rızasının İstisnaları ise;
Şekil Şartları; Yazılılık Şartı, Kefalet Tarihinin, Miktarının ve Müteselsil Kefaletin El Yazısı İle Yazılması Şartı
Kefalet sözleşmesinin şekil şartları TBK’nın 583. maddesinde; “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olacağı azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefalet olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” şeklinde açıkça hükme bağlanmıştır. Kefalet sözleşmesi için nitelikli bir yazılı şekil şartı getirmiştir. Buna göre kefalet sözleşmesi noterde veya adi yazılı şekilde yapılabilir. Ancak sözleşmede kefilin, sorumlu olacağı azami miktarı, kefalet tarihinin ve eğer müteselsil olarak kefalet olacaksa bu hususu kendi el yazısıyla yazmış olması gerekli ve zorunludur.
T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2016/12852 E., 2018/5655 K., 10/5/2018 tarihli kararı;
DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR : Davacı, dava dışı asıl borçlu İbrahim Alnıaçık ile temlik eden dava dışı banka arasında 2004 yılında imzalanan tüketici kredisine kefil olduğunu, kefalet sözleşmesine istinaden davalı tarafından ... İcra Müdürlüğünün 2006/1308 E.sayılı takip dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ... 2. Noterliğinin 2.8.2013 tarihli ihtarnamesi ile kefalet sözleşmesini feshettiğini, asıl borçlu hakkında başlatılan icra takibinin de müracaata bırakıldığını ileri sürerek takibin iptali ile kefalet sözleşmesi sebebiyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-)Dava, dava dışı asıl borçlu ile temlik eden davalı banka arasında 2004 imzalanan tüketici kredisine kefaletten dolayı davacı aleyhine başlatılan icra takibi sebebiyle borçlu olunmadığının tespitine ilişkindir.
4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrası "Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez" düzenlemesini getirmiştir. Kanun'un bu hükmü emredici nitelikte olup adi yada müteselsil kefil ayrımı yapılmamış olup, emredici hükümlerin mahkemece resen dikkate alınması zorunludur. Bu yasal düzenleme doğrultusunda alacaklı, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefillerden borcun ifasını isteyemez. Somut olayda, mahkemece, 818 Sayılı BK.'nun kefaletle ilgili hükümleri çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verilmiş ise de, az yukarda değinilen yasal düzenleme kapsamında bir araştırma ve değerlendirme yapmadan karar verildiği anlaşılmakta olup eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu varılan sonuç hatalıdır. O halde mahkemece, 4077 Sayılı Kanun'un 10/3. maddesi kapsamında bir araştırma ve değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-)Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan sebeple davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, HUMK'nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2013/2390 E., 2013/14391 K., 29/5/2013 tarihli kararı;
MENFİ TESPİT DAVASI (Davacı Kefillerin Sorumluluğunu Tamamen Ortadan Kaldıracak Şekilde Kredi Sözleşmesinden Borçlu Olmadıklarının Tespitine Karar Verilmiş Olmasının Usul ve Yasaya Aykırı Olduğu)
TÜKETİCİ KREDİSİNE KEFALET (Kredi Verenin Asıl Borçluya Başvurmadan Kefilden Borcun İfasını İsteyemeyeceği - Kefillerin Sorumluluğunu Tamamen Ortadan Kaldıracak Şekilde Kredi Sözleşmesinden Borçlu Olmadıklarının Tespitine Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu)
KEFİLİN SORUMLULUĞU (Tüketici Kredisinin Teminatı Olarak Şahsi Teminat Verildiği Hallerde Kredi Verenin Asıl Borçluya Başvurmadan Kefilden Borcun İfasını İsteyemeyeceği - Davacı Kefillerin Sorumluluğunu Tamamen Ortadan Kaldıracak Şekilde Kredi Sözleşmesinden Borçlu Olmadıklarının Tespitinin İsabetsiz Olduğu)
KÖTÜNİYET TAZMİNATI (İcra Takibinin Haksız Olmasının Yanı Sıra Takibin Kötü Niyetle Yapılmasının da Şart Olduğu - Eldeki Davada Davalı Bankanın Kötüniyetli Olduğunun İspat Edilemediği/Davalı Aleyhine Kötüniyet Tazminatına Hükmedilemeyeceği/Menfi Tespit Davası)
2004/m. 67/2
4077/m.10/3
ÖZET : Dava, menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. Mahkemece, bozmaya uyulmuş ancak gerekleri yerine getirilmemiştir. 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Kanunun 10.maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi “tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez” hükmünü düzenlemiştir. Hal böyle olunca mahkemece, davacı kefillerin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldıracak şekilde kredi sözleşmesinden borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Öte yandan, İİK 67/2 maddesi takibin haksız ve kötü niyetli olması halinde alacaklı aleyhine tazminata hükmedileceğini hükme bağlamaktadır. Anılan kanun hükmü uyarınca alacaklı-davalı aleyhine tazminata hükmedilebilmesi için davalı alacaklı tarafından yapılan icra takibinin haksız olmasının yanı sıra takibin kötü niyetle yapılması da şarttır. Eldeki davada davalı bankanın kötüniyetli olduğunun ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davalının kötü niyetinden söz edilemez ve onun aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilemez. Mahkemece değinilen bu yön göz ardı edilerek davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacılar, dava dışı V.'in davalı bankadan kullanmış olduğu tüketici kredisine kefil olduklarını, asıl borçlunun borcunu ödememesi üzerine davalı bankanın, asıl borçlu ile birlikte kendileri hakkında da icra takibi başlattığını, icra dosyası nedeni ile maaşlarından kesinti yapıldığını ileri sürerek, 4077 SY'nın 10/3. maddesi gereğince fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla maaşlarından yapılan 2.200,00 TL kesintinin kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle iadesine, alacağın tamamı olan 25.892,44 TL nın takip tarihinden iitbaren işleyecek yasal faiziyle ve toplamında % 40 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak davalı bankanın, asıl borçlu V.'ye müracaatla alacağını alamadığına ilişkin herhangi bir delil sunmadığından davacıların dava dışı V.'nin borçlu olduğu 25.000,00 TL bedelli 16.12.2009 tarihli kredi sözleşmesi nedeniyle davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, takip dosyasında davacı S.'dan tahsil edilen 17.929,34 TL nın, davacı H.'den tahsil olunan 8.420 TL nın kesintilerin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, alacak miktarı olan 25.892,44 TL üzerinden istirdat davası olarak açılan toplam 2.200 TL nın mahsubu ile 23.692,44 TL üzerinden hesaplanan % 40 kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı banka tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Mahkemece, bozmaya uyulmuş ancak gerekleri yerine getirilmemiştir. 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Kanunun 10. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi “tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez” hükmünü düzenlemiştir. Hal böyle olunca mahkemece, davacı kefillerin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldıracak şekilde kredi sözleşmesinden borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
3-İİK 67/2 maddesi takibin haksız ve kötü niyetli olması halinde alacaklı aleyhine tazminata hükmedileceğini hükme bağlamaktadır. Anılan kanun hükmü uyarınca alacaklı-davalı aleyhine tazminata hükmedilebilmesi için davalı alacaklı tarafından yapılan icra takibinin haksız olmasının yanı sıra takibin kötü niyetle yapılması da şarttır. Eldeki davada davalı bankanın kötüniyetli olduğunun ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davalının kötü niyetinden söz edilemez ve onun aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilemez. Mahkemece değinilen bu yön göz ardı edilerek davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ : 1.bentte açıklanan nedenle davalının 2. ve 3.bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine, 2. ve 3.bentte açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK'nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 29.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
